ÖNSÖZ | ZİRVENİN KAPSAMI VE KÜRESEL ETKİSİ
İstanbul Ekonomi Zirvesi, dokuz yıldır küresel ekonomide yaşanan dönüşümü çok boyutlu bir perspektifle ele alan; kamu, özel sektör, finans dünyası, uluslararası kuruluşlar, akademi ve sivil toplumu aynı zeminde buluşturan stratejik bir platform olarak konumlanmaktadır. Zirve, yalnızca güncel ekonomik gelişmelerin tartışıldığı bir buluşma olmanın ötesinde; geleceğin üretim, ticaret, teknoloji, enerji ve diplomasi dengelerine yön veren ortak aklın üretildiği küresel bir düşünce alanı sunmaktadır.
İstanbul Ekonomi Zirvesi 2025, bu yıl 2.000’i aşkın katılımcıyı bir araya getirerek, 50’den fazla ülkeden bakanlar, büyükelçiler, uluslararası kuruluş temsilcileri, iş dünyası liderleri, finans kuruluşları, akademisyenler ve sivil toplum temsilcilerini İstanbul’da ağırlamıştır. Zirve boyunca gerçekleştirilen paneller, özel oturumlar ve yuvarlak masa toplantılarında; küresel ekonominin dönüşümü, yeni dengelerin nasıl kurulacağı ve ülkeler arası iş birliklerinin nasıl derinleştirileceği çok katmanlı bir yaklaşımla ele alınmıştır.
Zirve kapsamında düzenlenen Dünya Barışı Resepsiyonu ise ekonomik iş birliklerinin ötesine geçerek, barışın, diyaloğun ve ortak insani değerlerin altını çizen güçlü bir platform olarak öne çıkmıştır. Farklı ülkelerden temsilciler barışa dair mesajlarını paylaşmış; barışın ekonomik istikrar, sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal dayanıklılıkla olan doğrudan ilişkisi özellikle vurgulanmıştır. Barış Defilesi ve 7 Bölge Anadolu Dans Gösterisi, Türkiye’nin kültürel zenginliğini evrensel bir barış diliyle buluşturarak zirvenin çok katmanlı yapısını pekiştirmiştir.
Bu yönüyle İstanbul Ekonomi Zirvesi 2025, yalnızca bir ekonomi platformu olmanın ötesinde; diplomasi, kültür, ekonomi ve ortak gelecek vizyonunun kesiştiği küresel bir buluşma noktası olarak konumlanmıştır.
GİRİŞ | KÜRESEL DÖNÜŞÜMÜN EŞİĞİNDE
İstanbul Ekonomi Zirvesi 2025, küresel ekonominin yalnızca konjonktürel dalgalanmalarla değil; yapısal, çok katmanlı ve kalıcı bir dönüşüm süreciyle karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Artan jeopolitik riskler, tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, enerji güvenliği tartışmaları, teknolojik hızlanma ve küresel belirsizlikler; ekonomik karar alma süreçlerini köklü biçimde yeniden şekillendirmektedir.
Zirve kapsamında iş dünyası, kamu, finans, uluslararası kuruluşlar, akademi ve sivil toplum temsilcileri; bu yeni dönemde dengelerin nasıl kurulacağı, küresel iş birliklerinin nasıl yeniden tanımlanacağı ve ülkelerin rekabet gücünü hangi temel dinamikler üzerinden inşa edeceği sorularına ortak bir perspektiften yaklaşmıştır.
Zirvede öne çıkan temel tespit; rekabet, büyüme ve refahın artık yalnızca maliyet, hız ve ölçekle değil; dayanıklılık, güven, kapsayıcılık, teknolojiye uyum ve krizlere karşı esneklik üzerinden şekillendiğidir. Ekonomik başarı; güçlü üretim altyapısı, nitelikli insan kaynağı, stratejik sektörlerde derinleşme ve uluslararası iş birlikleriyle birlikte ele alınmaktadır.
Bu çerçevede İstanbul, üç kıtanın kesişim noktasında yer alan jeostratejik konumu, güçlü sanayi altyapısı, genç ve dinamik nüfusu, finansal kapasitesi ve lojistik avantajlarıyla küresel ekonomi sahnesinde kritik bir rol üstlenmektedir. Zirve boyunca ortaya konan değerlendirmeler, İstanbul’un ve Türkiye’nin yalnızca bölgesel bir üretim ve ticaret merkezi değil; küresel ölçekte kararların, iş birliklerinin ve yeni ekonomik modellerin şekillendiği bir merkez olma potansiyelini açıkça ortaya koymuştur.
İstanbul Ekonomi Zirvesi 2025, bu potansiyeli görünür kılarak; küresel dönüşümün ancak ortak akıl, güven temelli iş birlikleri ve uzun vadeli vizyon ile yönetilebileceğini güçlü biçimde vurgulamıştır.
Teknoloji, Dijitalleşme ve 5G: Yeni Rekabet Mimarisinin Temeli
Zirvede teknoloji, küresel rekabetin temel altyapı unsuru olarak ele alınmıştır. Yapay zekâ, veri ekonomisi, bulut teknolojileri ve dijital platformlar; yalnızca verimlilik artırıcı araçlar değil, ekonomik egemenliğin yeni belirleyicileri olarak değerlendirilmiştir.
Bu çerçevede 5G teknolojisi, dijital dönüşümün kritik hızlandırıcısı olarak öne çıkmıştır.
Zirvede öne çıkan temel değerlendirmeler:
• 5G, yalnızca daha hızlı iletişim değil; sanayi, sağlık, enerji, savunma ve lojistikte gerçek zamanlı karar alma altyapısıdır.
• Akıllı fabrikalar, otonom sistemler, uzaktan sağlık hizmetleri ve kritik altyapılar; 5G olmadan ölçeklenebilir değildir.
• 5G, yapay zekâ uygulamalarının sahaya inmesini mümkün kılan temel ağ teknolojisidir.
• Dijital egemenlik, güçlü ve güvenli haberleşme altyapılarıyla doğrudan ilişkilidir.
Zirvede ayrıca, 5G yatırımlarının yalnızca teknoloji başlığı altında değil; sanayi politikaları, güvenlik stratejileri ve ulusal rekabet gücü perspektifiyle birlikte ele alınması gerektiği vurgulanmıştır.
Eğitim, İnsan Kaynağı ve Beceri Dönüşümü
Teknolojik ilerlemenin sürdürülebilirliği, nitelikli insan kaynağıyla mümkündür. Zirvede, dijitalleşmenin ve yapay zekânın yarattığı dönüşüm karşısında mevcut eğitim modellerinin yetersiz kaldığı, ortak bir tespit olarak öne çıkmıştır.
Öne çıkan değerlendirmeler:
• Yaşam boyu öğrenme, ekonomik rekabet gücünün temel unsurudur.
• Üniversite–sektör iş birlikleri, teorik bilgi ile uygulama arasındaki boşluğu kapatmalıdır.
• Dijital, analitik ve teknik beceriler; iş gücü politikalarının merkezine alınmalıdır.
• Genç istihdamı ve beceri dönüşümü, sosyal dayanıklılığın da temelidir.
Ekonomi ve Finans: Yeni Dönemin Araçları
Küresel belirsizlik ortamında geleneksel finansman modelleri, dönüşüm ihtiyacını tek başına karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Sermayenin daha seçici hâle geldiği bu dönemde; uzun vadeli fonlara erişim, finansal istikrarı koruyarak dijital dönüşümü yönetmek ve sınır ötesi entegrasyonu güçlendirmek, yeni dönemin temel öncelikleri arasında yer almaktadır.
Zirvede varılan temel tespitler:
• Sermaye mobilizasyonu kritik bir kaldıraçtır: Dönüşüm yatırımlarının ölçeği, yalnızca tekil kaynaklarla değil; katalitik/çarpan etkili modellerle (eş finansman, sendikasyon, ortak yatırım, “anchor investor” yaklaşımları) büyütülmelidir.
• Tematik finansman araçları (yeşil dönüşüm, afet dayanıklılığı, KOBİ dönüşümü, toplumsal kapsayıcılık gibi) daha etkin kullanılmalı; kaynaklar ölçülebilir etki hedefleriyle ilişkilendirilmelidir.
• Fintech ve dijital finans, kapsayıcı büyüme için somut fırsatlar sunar: Ödeme ve transferlerde hız, erişilebilirlik ve maliyet avantajı sağlar; ancak güven, şeffaflık ve kullanıcı korunması tasarımın merkezinde olmalıdır.
• Merkez bankası dijital paraları (CBDC) ve dijital para altyapıları, ödeme sistemlerinde verimliliği artırma potansiyeli taşırken; mahremiyet, veri koruma, siber güvenlik, finansal istikrar ve para politikası etkileri açısından dikkatle tasarlanmalıdır.
• Dijital varlıklar ve dağıtık defter teknolojisi (DLT), sermaye piyasalarında yeni bir sayfa açmaktadır: dijital tahviller gibi araçlar; T+0/ani takas, daha düşük operasyonel maliyet, daha yüksek şeffaflık ve parçalı sahiplik ile daha geniş yatırımcı erişimi sağlayabilir.
• Sınır ötesi ödemeler ve birlikte çalışabilirlik (interoperability) gündemi, bölgesel entegrasyon için stratejiktir. Dijital altyapılar, doğru kurallarla, daha hızlı ve güvenli cross-border işlemleri mümkün kılabilir.
• Finansal egemenlik ve altyapı bağımlılıkları yeni dönemin tartışma alanıdır: Ödeme sistemlerinde yoğunlaşma ve dışa bağımlılık riskleri, yerel/bölgesel çözümler ve ortak standartlarla dengelenmelidir.
• Afet sonrası yeniden yapılanma ve bölgesel kalkınma finansmanı önceliklendirilmelidir: Özellikle etkilenen bölgelerde KOBİ’ler, tarım/çiftçiler ve yerel girişimler için uzun vadeli kredi kanallarının açık tutulması kritik görülmüştür.
• Kadınların finansmana erişimi ve finansal kapsayıcılık, yalnızca sosyal hedef değil; verimlilik ve büyüme için ekonomik zorunluluktur. Bu kapsamda, toplumsal etki odaklı finansman araçları (ör. kadın odaklı tematik ihraçlar) yaygınlaştırılmalıdır.
• Öngörülebilirlik ve güçlü yönetişim, sermaye akımlarının en kritik belirleyicisi olmaya devam etmektedir: Düzenleyici çerçeve, veri güvenliği, şeffaflık ve kamu–özel sektör koordinasyonu, yatırım iştahını doğrudan etkiler.
• Kamu ve özel sektör arasında uzun vadeli finansman iş birlikleri, dönüşümün sürekliliğini sağlamak için güçlendirilmelidir; finansal mimari, sürdürülebilir büyümeyi destekleyecek şekilde güncellenmelidir.
Bu çerçevede;
• Uzun vadeli kalkınma finansmanı yaklaşımıyla, özel sektör yatırımlarını harekete geçiren eş-finansman ve katalitik sermaye modellerinin etkin biçimde kullanıldığı görülmüştür. Bu sayede, tekil finansman kaynaklarının ötesine geçilerek çok paydaşlı yatırım yapıları oluşturulmuştur.
• Dijital sermaye piyasası araçları aracılığıyla, sermaye piyasalarına erişim genişletilmiş, yatırımcı tabanı çeşitlendirilmiş ve finansmana erişimde şeffaflık, hız ve maliyet avantajı sağlanmıştır.
• Dijital finansman araçları kullanılarak, afetlerden etkilenen bölgelerde faaliyet gösteren KOBİ’ler, tarımsal üreticiler ve yerel girişimler için kredi akışının sürdürülmesi desteklenmiştir. Bu sayede, ekonomik toparlanma ve istihdamın korunmasına doğrudan katkı sunulmuştur.
• Toplumsal kapsayıcılığı önceleyen finansman yapılarıyla, kadınların finansmana erişimini artırmaya yönelik projeler desteklenmiş; finansal kapsayıcılığın büyüme üzerindeki çarpan etkisi güçlendirilmiştir.
• Dijital altyapı, fintech ve yenilikçi finansman çözümlerine sağlanan desteklerle, finans sektörünün teknolojiye uyum kapasitesi artırılmış, bölgesel ve küresel entegrasyonu güçlendiren uygulamaların önü açılmıştır.
Bu sonuçlar, İstanbul Ekonomi Zirvesi 2025’in ekonomi ve finans başlığında; dönüşümü yalnızca tartışan değil, finansmanla mümkün kılan ve sahaya yansıtan bir platform olduğunu ortaya koymuştur.
Sanayi ve Üretim: Stratejik Kapasite İnşası
Zirvede sanayi; yalnızca ekonomik değil, stratejik bir kapasite olarak ele alınmıştır. Otomotiv, savunma sanayii ve ileri imalat teknolojileri; tedarik zincirlerinin yeniden yapılandığı bu dönemde kritik sektörler olarak öne çıkmaktadır.
Öne çıkan tespitler:
• Rekabet gücü, ölçekten çok teknoloji derinliği ve tedarik güvenliği ile belirlenmektedir.
• Yerli üretim kapasitesi, Ar-Ge ve nitelikli insan kaynağıyla birlikte ele alınmalıdır.
• Yüksek katma değerli üretim, orta gelir tuzağından çıkışın temel unsurudur.
Enerji ve Sürdürülebilirlik: Dayanıklı Ekosistemler
Enerji dönüşümü; üretim kaynaklarının çeşitlenmesiyle sınırlı değildir. Zirvede enerji; sanayi, teknoloji ve dijitalleşmenin taşıyıcı altyapısı olarak değerlendirilmiştir.
Zirvede öne çıkan başlıklar:
• Yenilenebilir enerji yatırımları, depolama ve şebeke esnekliğiyle birlikte planlanmalıdır.
• Elektrikleşme ve dijitalleşme, enerji talebini yapısal olarak artırmaktadır.
• Enerji altyapıları, siber güvenlik ve kritik altyapı güvenliği perspektifiyle güçlendirilmelidir.
• Yeşil dönüşüm, stratejik bağımlılıkları azaltan bir kalkınma aracıdır.
Sağlık: Teknoloji, Veri ve Toplumsal Fayda
Sağlıkta yapay zekâ ve veri kullanımı, yalnızca teknolojik bir ilerleme değil; daha sürdürülebilir, eşitlikçi ve insan odaklı bir sağlık sisteminin kurulması için stratejik bir dönüşüm alanı olarak ele alınmıştır. Küresel ölçekte ortalama insan ömrü uzamaya devam ederken, sağlıklı yaşam süresinin aynı hızda artmadığı; bireylerin hayatlarının önemli bir bölümünü kronik ve önlenebilir hastalıklarla geçirdiği vurgulanmıştır. Bu çerçevede yapay zekâ ve ileri veri analitiğinin temel hedefinin, yalnızca yaşam süresini uzatmak değil, hastalıksız ve kaliteli yaşam yıllarını artırmak olduğu ifade edilmiştir. Erken teşhis, koruyucu sağlık hizmetleri, kişiselleştirilmiş tedavi ve klinik karar destek sistemleri sayesinde sağlık hizmetlerinin etkinliği artarken, sağlık sistemi üzerindeki maliyet baskısının da azaltılabileceği değerlendirilmiştir. Özellikle nadir ve kronik hastalıklarda yapay zekâ destekli erken uyarı mekanizmalarının tanı sürelerini kısaltarak hasta ve aileler için kaybedilen zamanı azaltacağı; sağlıkta fırsat eşitliğini güçlendiren bir kaldıraç sunduğu belirtilmiştir. Dijital sağlık çözümlerinin etik ilkeler, veri güvenliği ve insan odaklı tasarım anlayışıyla birlikte geliştirilmesi gerektiği ortak bir görüş olarak öne çıkmış; bu dönüşümün kamu, özel sektör, akademi ve uluslararası paydaşların iş birliğiyle hayata geçirilmesinin belirleyici olduğu vurgulanmıştır. Bu kapsamda, sağlıkta yapay zekâ ve veri temelli yaklaşımlar; daha uzun değil, daha sağlıklı, daha erişilebilir ve daha adil bir yaşam hedefinin anahtar unsurlarından biri olarak değerlendirilmiştir.
Turizm ve Kültür Ekonomisi: Değer Odaklı Yaklaşım
Turizm sektörü; deneyim ekonomisi, sürdürülebilirlik ve destinasyon yönetimi ekseninde nicelikten çok değer üretimine odaklanan yeni bir yapıya evrilmektedir. Küresel ölçekte artan rekabet ortamında, destinasyonların yalnızca ziyaretçi sayısıyla değil; yarattıkları ekonomik, kültürel ve toplumsal etkiyle değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Zirvede yapılan değerlendirmelerde, turizmin; yerel kalkınmayı destekleyen, kültürel mirası koruyan ve çevresel sürdürülebilirliği merkeze alan bütüncül bir ekonomi politikası olarak ele alınması gerektiği ortak görüş olarak öne çıkmıştır. Özellikle kültür, gastronomi, sağlık, kongre ve deneyim odaklı turizm alanlarının; mevsimsellik riskini azaltan ve katma değeri artıran stratejik araçlar olduğu belirtilmiştir.
Zirvede vurgulanan başlıklar:
• Markalaşma ve kültürel miras, destinasyonların uzun vadeli rekabet gücünün temel unsurlarıdır.
• Turizm politikaları, çevresel ve kültürel sürdürülebilirlikle uyumlu biçimde geliştirilmelidir.
• Yerel ekonomilerin güçlendirilmesi, turizm gelirlerinin tabana yayılması açısından kritik önemdedir.
• Dijitalleşme ve veri temelli destinasyon yönetimi, ziyaretçi deneyimini ve kaynak kullanımını optimize eden önemli araçlar olarak öne çıkmaktadır.
• Kültür ekonomisi; yaratıcılık, tasarım ve yerel değerlerle desteklenerek turizmin ayrılmaz bir bileşeni hâline gelmelidir.
Kadın Liderler ve Girişimcilik: Kapsayıcı ve Dayanıklı Ekonominin Anahtarı
Zirvede, kadınların ekonomik hayata tam ve eşit katılımının yalnızca toplumsal adalet meselesi değil; rekabet gücü, verimlilik ve sürdürülebilir büyüme açısından stratejik bir zorunluluk olduğu güçlü biçimde vurgulanmıştır.
Küresel ölçekte yapılan çalışmalar, kadın liderliğinin yüksek olduğu kurumların; krizlere karşı daha dayanıklı, inovasyona daha açık ve uzun vadeli değer üretme kapasitesinin daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çerçevede kadınların karar alma mekanizmalarında daha güçlü temsil edilmesi, ekonomik dayanıklılığın temel bileşenlerinden biri olarak değerlendirilmiştir.
Zirvede öne çıkan temel tespitler:
• Kadınların iş gücüne ve liderlik pozisyonlarına katılımının artırılması, doğrudan büyüme potansiyeli yaratmaktadır.
• Kadın girişimcilerin finansmana, teknolojiye ve uluslararası pazarlara erişimi güçlendirilmelidir.
• Kadın liderliğinin yüksek katma değerli sektörlerde yaygınlaştırılması, inovasyon ve rekabet avantajı sağlamaktadır.
Zirvede ayrıca kapsayıcı büyümenin; yalnızca kadınlara yönelik özel politikalarla değil, kurumsal kültür, yönetim yapıları ve kamu politikalarının bütüncül dönüşümüyle mümkün olacağı vurgulanmıştır. Kadın liderliği, bu bağlamda ekonomik kalkınmanın tamamlayıcı değil, kurucu unsurlarından biri olarak ele alınmıştır.
Organize Sanayi Bölgeleri ve Yeşil Ekonomi: Dönüşümün Taşıyıcı Gücü
Küresel yeşil dönüşüm sürecinde organize sanayi bölgeleri, yalnızca üretimin mekânsal merkezleri değil; enerji verimliliği, karbon azaltımı, döngüsel ekonomi ve dijitalleşmenin uygulama alanları olarak stratejik bir rol üstlenmektedir. İstanbul Ekonomi Zirvesi 2025 kapsamında yapılan değerlendirmeler, yeşil ekonomiye geçişin sahada karşılık bulabilmesi için organize sanayi bölgelerinin yenilenebilir enerji entegrasyonu, ortak altyapı yatırımları, atık ve su yönetimi, yeşil finansmana erişim ve nitelikli insan kaynağı dönüşümü ile birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koymuştur.
Bu çerçevede organize sanayi bölgeleri; sanayi–enerji–teknoloji kesişiminde, ölçek ekonomisi sayesinde dönüşümü hızlandıran, maliyetleri düşüren ve rekabetçiliği artıran yapılar olarak öne çıkmaktadır. Yeşil dönüşümün kalıcı ve kapsayıcı olabilmesi için, OSB’lerin yalnızca düzenlemelere uyum sağlayan değil; yenilikçi çözümler geliştiren, pilot uygulamalara ev sahipliği yapan ve sürdürülebilir üretimin öncüsü olan ekosistemler hâline gelmesi kritik önem taşımaktadır.
Karanlık Fabrikalar ve Otonom Üretim Ekosistemleri
Zirvede öne çıkan bir diğer kritik başlık, yapay zekâ, robotik sistemler, nesnelerin interneti ve ileri otomasyon teknolojileriyle çalışan “karanlık fabrikalar” olmuştur. İnsan müdahalesine minimum ihtiyaç duyan bu üretim modelleri; kesintisiz üretim, yüksek kalite standardı, düşük hata oranı ve enerji verimliliği sağlayarak sanayide yeni bir rekabet eşiğini temsil etmektedir.
Karanlık fabrikalar, yalnızca maliyet avantajı sunan bir otomasyon modeli değil; tedarik zinciri dayanıklılığını artıran, enerji ve kaynak kullanımını optimize eden, karbon ayak izini azaltan bütüncül bir sanayi dönüşümüdür. Zirvede yapılan değerlendirmelerde, bu dönüşümün nitelikli insan kaynağının dışlanması değil; insan emeğinin daha yüksek katma değerli alanlara yönlendirilmesi anlamına geldiği özellikle vurgulanmıştır.
Bu çerçevede, karanlık fabrikalar; organize sanayi bölgelerinde yeşil dönüşüm, dijital altyapı ve 5G destekli üretim ekosistemleriyle birlikte ele alınması gereken stratejik bir sanayi vizyonu olarak değerlendirilmiştir.
Barış, Toplumsal Dayanıklılık ve İstikrar
Zirvede barış; yalnızca çatışmasızlık değil, demokrasi, fırsat eşitliği ve toplumsal uyumla birlikte ele alınmıştır.
Öne çıkan değerlendirmeler:
• Toplumsal uyum, ekonomik dayanıklılığın ayrılmaz parçasıdır.
• Göç, eğitim ve istihdam politikaları bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır.
Sürdürülebilir Gelecek: Mobilite ve Toplumsal Dönüşüm
Sürdürülebilirlik, günümüzde yalnızca çevresel bir başlık olmaktan çıkarak; sanayi politikaları, teknolojik dönüşüm, toplumsal davranışlar ve ekonomik rekabet gücünü birlikte ele alan çok boyutlu bir dönüşüm alanı hâline gelmiştir. İstanbul Ekonomi Zirvesi 2025 kapsamında yapılan değerlendirmelerde; sürdürülebilirliğin başarısının, üretimden tüketime uzanan bütüncül bir yaklaşım gerektirdiği vurgulanmıştır.
Otomotiv ve mobilite ekosistemi, bu dönüşümün en görünür alanlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Elektrifikasyon, bağlantılı ve otonom teknolojiler, yazılım tanımlı araçlar ve yapay zekâ destekli sistemler; yalnızca çevresel etkiyi azaltmakla kalmamakta, aynı zamanda kullanıcı deneyimini, verimliliği ve güvenliği yeniden tanımlamaktadır. Üretimden kullanım ömrünün sonuna kadar tüm yaşam döngüsünü kapsayan sürdürülebilirlik anlayışı, karbon ayak izinin azaltılması, döngüsel ekonomi uygulamaları ve yeşil enerji kullanımını stratejik bir zorunluluk hâline getirmiştir.
Dijitalleşme ve yapay zekâ, sürdürülebilirlik politikalarının ayrılmaz bir bileşeni olarak değerlendirilmiştir. Veri temelli karar alma mekanizmaları; enerji verimliliği, mobilite planlaması, kullanıcı davranışlarının anlaşılması ve kaynak optimizasyonu açısından kritik rol oynamaktadır. Bu çerçevede, yapay zekâ destekli sistemlerin yalnızca teknolojik değil, etik, şeffaf ve insan odaklı bir yaklaşımla geliştirilmesi gerektiği ortak bir görüş olarak öne çıkmıştır.
Toplumsal boyutta ise sürdürülebilirliğin, bireysel davranışlar ve tüketici tercihlerindeki dönüşümle doğrudan ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Elektrikli araçlar ve çevre dostu teknolojilere yönelik artan ilgi; yalnızca ekonomik teşviklerle değil, güven, deneyim, erişilebilirlik ve uzun vadeli fayda algısıyla şekillenmektedir. Tüketicilerin sürdürülebilirlik konusunda daha bilinçli, sorgulayıcı ve veri odaklı bir yaklaşım benimsediği; samimiyet, ölçülebilirlik ve şeffaflık beklentisinin güçlendiği vurgulanmıştır.
İletişim ve kültürel dönüşüm, sürdürülebilirliğin toplumsal karşılık bulmasında belirleyici bir unsur olarak değerlendirilmiştir. Sürdürülebilirlik söyleminin; soyut vaatlerden ziyade somut uygulamalar, kanıtlanabilir sonuçlar ve katılımcı modeller üzerinden kurgulanması gerektiği ifade edilmiştir. Bu yaklaşımın, kurumlar ile toplum arasında güven ilişkisini güçlendirdiği ve davranış dönüşümünü hızlandırdığı belirtilmiştir.
Sonuç olarak İstanbul Ekonomi Zirvesi 2025’te ortaya çıkan ortak değerlendirme; sürdürülebilir bir geleceğin, teknoloji, veri, sanayi, insan kaynağı ve toplumsal güven ekseninde birlikte inşa edilebileceği yönündedir. Bu dönüşüm; yalnızca regülasyonlarla değil, iş birliği, inovasyon ve ortak sorumluluk anlayışıyla kalıcı hâle gelebilecektir.
Savunma Sanayii: Stratejik Dayanıklılık ve Teknolojik Derinlik
Savunma sanayii; küresel belirsizlikler, jeopolitik riskler ve tedarik zinciri kırılganlıklarının arttığı mevcut konjonktürde, yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda ekonomik dayanıklılık ve teknolojik kapasite açısından stratejik bir alan olarak öne çıkmaktadır. İstanbul Ekonomi Zirvesi 2025 kapsamında yapılan değerlendirmelerde; savunma sanayiinin ileri mühendislik, yazılım, yapay zekâ, sensör teknolojileri ve yüksek katma değerli üretim kabiliyetiyle sivil sanayiye de önemli bir teknoloji transferi sağladığı vurgulanmıştır.
Yerli ve milli üretim kapasitesinin güçlendirilmesi; savunma sanayiini, sanayi politikalarının merkezî bileşenlerinden biri hâline getirmektedir. Bu alan, yalnızca güvenlik ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp; ihracat potansiyeli, nitelikli istihdam ve inovasyon ekosistemi açısından da çarpan etkisi yaratmaktadır. Savunma sanayiinde geliştirilen teknolojilerin, otomotiv, enerji, havacılık, yazılım ve ileri imalat gibi sektörlerle entegre biçimde ele alınması gerektiği ortak bir görüş olarak ortaya konmuştur.
SONUÇ VE ORTAK ÇAĞRI
İstanbul Ekonomi Zirvesi 2025; küresel dönüşümün yalnızca teknoloji ve büyüme odaklı değil, güven, dayanıklılık, kapsayıcılık ve çok taraflı iş birliği temelinde yönetilmesi gerektiğini açık biçimde ortaya koymuştur. Zirve boyunca gerçekleştirilen paneller, özel oturumlar ve temaslar; kamu, özel sektör, finans kuruluşları ve uluslararası aktörler arasında somut temasların kurulmasına ve yeni iş birliği zeminlerinin oluşmasına katkı sağlamıştır.
Zirve kapsamında;
• farklı sektörlerden paydaşlar arasında yeni yatırım, finansman ve ticaret fırsatlarına yönelik doğrudan temaslar kurulmuş,
• enerji, teknoloji, finans, sanayi ve dijitalleşme alanlarında ortak öncelikler ve yol haritaları netleşmiş,
• kamu–özel sektör–uluslararası kuruluşlar arasında ekonomi politikaları uyumu ve koordinasyon ihtiyacına dair ortak bir anlayış oluşmuştur.
Özellikle enerji dönüşümü, dijital altyapılar, 5G ve yeni nesil teknolojiler, sürdürülebilir finansman, insan kaynağı ve kapsayıcı büyüme başlıklarında yapılan değerlendirmeler; orta ve uzun vadede somut projelere dönüşebilecek iş birliklerinin temelini oluşturmuştur. Zirve, yalnızca fikir alışverişiyle sınırlı kalmamış; katılımcılar arasında karar alma süreçlerini hızlandıran, güven temelli bir etkileşim ortamı yaratmıştır.
İstanbul Ekonomi Zirvesi 2025; Türkiye’nin ve İstanbul’un, bölgesel ve küresel ölçekte ekonomik diyalog, yatırım ve iş birliği merkezi olma rolünü güçlendirmiş; farklı coğrafyalardan gelen paydaşların ortak bir gelecek vizyonu etrafında buluşmasına imkân sağlamıştır.